Ayşe Öz / Konuşuyoruz

KONUŞUYORUZ

Bir yaz günü Esat’tan Tunalı’ya doğru yürüyorum. Ankara’yı bilenler bilir, yol üzerinde bir kaç tane ünlü otel vardır. İşte o otellerden birinin önünden geçiyorum, kızlı erkekli bir grup genç mezuniyet balosu için toplanmışlar. Kızlar son moda kıyafetleri, makyajları ve saçlarıyla çok güzel görünüyorlar. Erkekler de onlarda aşağı kalmıyorlar, takım elbiseleri berberden çıktıkları belli saçlarıyla son derece yakışıklılar. Onlara bakarken imrendim, ben ne mezuniyet töreni  ne balosu yaşadım. Yanlarına biraz daha yaklaşınca konuşmalarını duydum. Aman Allahım o sesler o güzel kızlardan, delikanlılardan mı geliyor. “Abi o …tan bir adam, birader o ne trip!…” “Yemişim onun tribini, k……… kenarı!” Onları görmezseniz sokak serserileri konuşuyor sanırsınız. O nasıl bir argo konuşmadır! O erkekvari sözcükleri o kızların ağzına hiç yakıştıramadım. Ne yazık ki bu tür konuşmaları son yıllarda her yerde duyuyoruz.

Nerde kaldı İstanbul ağzı konuşmalarımız, güzel konuşmaya özen göstermelerimiz. Şimdi gençler adeta argo ve kaba konuşmayı marifet sayıyor.

Dil yaşayan bir canlı gibidir. Konuşulmadığı zaman unutulur ve ölür. Güzel Türkçemiz dünyada en çok konuşulan dil sıralamasına girer. Dünyada Çince, İngilizce, İspanyolca, Hintçeden sonra beşinci sıradadır. Dünyada iki yüz yirmi milyon kişi Türkçe konuşuyor. Pek çok Avrupa dillerinden daha fazla konuşuluyor. Orta Asya’dan dünyanın her tarafına dağılan Türkler gittikleri her yere dilini ve kültürünü götürdüler. Böylece dünyanın pek çok yerine yerleşen Türkler bulundukları bölgenin kültür ve dillerini kendi dil ve kültürlerini harmanlayarak Türkçeyi bu günlere getirdiler. Türk dili ile ilgili araştırma yaparken adını hatırlayamadığım bir araştırmacı: “Asya’nın en doğusundan, Avrupa’nın en batısına kadar yürüyen bir insan Türkçeden başka dil bilmese de anlaşacak birilerini bulur.” diye yazdığını okumuştum.

Türkçemiz dünyanın en zengin dillerindendir. Bir dilin zenginliğini kullanılan sözcük sayısının çokluğu ile ölçen dil araştırmacıları, yüzyılın başında yüz bin sözcük kullanılırken bu sayının günümüzde yirmi bine kadar düştüğünü ve dilimizin İngilizceyle kıyaslayarak zengin olmadığını savunmaktadır. Bazı dil bilimciler bir dilin zenginliğin yeni sözcük türetmeye elverişli olmasıyla ölçer. Dilimiz eklemeli bir dildir ve eklerle yeni sözcük türetmeye uygundur. Dünyada teknoloji baş döndürücü hızla gelişiyor. Her gün yeni bir şey keşfediliyor. Elbette ona da bir ad konuyor. Mucidi hangi milletense o dilden ad veriliyor. O sözcükler hemen dilimize giriyor. Eğer o sözcüğe uygun Türkçe sözcük bulunur ve o sözcüğü halk benimserse dilimize yerleşir. Diğer misafir sözcük artık kullanılmaz. Televizyon, telefon, taksi dilimize yerleşen yabancı sözcüklerdendir. Ne güzel ki artık kompütür demiyor, bilgisayar diyoruz. Babaannem televizyona “bakacak” derdi keşke kullanabilseydik.

Yeni sözcükler iki yolla dilimize kazandırılır. Birincisi araştırmacılar çeşitli yörelerde unutulmaya yüz tutmuş, çok kullanılmayan sözcükleri derlerler. Diğeri ise dilbilgisine uygun kök ve eklerle yeni sözcük türetirler. Gerek derlenen, gerekse türetilen sözcükler çeşitli yollarla halka duyurulur. Halkın benimsediği sözcükler kullanılır.

Osmanlı zamanında ne yazık ki Türkçe hor görülmüş, bilim dili olarak Arapça, Edebiyat dili olarak Farsça kullanılmaya başlanmış. Türkçemizin zenginliğini kabul etmeyenler, bilim dili ve edebi dil olarak Türkçenin kullanılmayacağını iddia etmişlerdir. Zamanla bu görüş çok benimsenmiş ve bu üç dilin karışımı yeni bir dil Osmanlıca ortaya çıkmıştır. O dönemlerde pek çok şair ve yazar çok ağır ve halkın anlayamadığı Osmanlıca şiir ve öyküler yazmıştır.

Türkçe unutulmaya yüz tutmuştu. Allahtan eğitim görmemiş vefalı Türk köylüsü Türkçe konuşmasını sürdürdü de Anadolu Türkçesi unutulmaktan kurtuldu. Halk ozanları ise şiirlerini, türkülerini Türkçe söylemişlerdir. Osmanlıca yazılan şiir ve öyküleri bugün anlayabilmek için dilin sadeleştirilmesi gerekirken halk ozanlarının yedi-sekiz yüz yıl önce yazdıkları şiirler ve türküleri anlayabilmekteyiz.

Anadolu Türkçesinin bugüne kadar gelmesini, dilimizin yabancı sözcüklerden arınmasını Atatürk’e borçluyuz. (Günümüzde dünyada lider olarak anılan pek çok isim unutulup tarih sayfasına gömülürken Atatürk ileri görüşü, barışçı kişiliğiyle dünya lideri olarak saygıyla anılmaktadır.) Cumhuriyetten sonra kurulan Türk Dil Kurumu yozlaşan dilimizi yeniden diriltip canlandırırken dilimizden yabancı sözcüklerden arındırmıştır. Cumhuriyetin ilk coşkulu yıllarında yeniliğe açık halkımız Atasının izinde Türkçe konuşmayı benimsemiştir.
Yadsınamayacak bir gerçek var ki teknolojide ileri, zengin ülkeler gelişmemiş, az gelişmiş ülkeleri her zaman egemenlikleri altına alır. Buna kültür ve dilde girer. Türkler İslamlığı kabul ettikten sonra dilimize pek çok Arapça sözcük girmiştir. Hatta adlarımızı Kur’andan almaya atalarımız özen göstermiştir. Osmanlı zamanında Arapça Farsça konuşmak eğitim görmenin ölçüsü sayılmıştır. Fransa’yla ilişkileri iyi olduğunda Fransızca konuşmak moda olup eğitim göstergesi sayılmıştır. Bu akım günümüzde dünya dili sayılan İngilizce ile sürmektedir. Günümüzde pek çok İngilizce sözcük dilimize yerleşmiştir. Özellikle iş yerlerine  daha çok iş yapıyor, ilgi çekiyor düşüncesiyle İngilizce adlar konuyor.
Osmanlının Balkanlara egemen olduğu dönemlerde, yöre halkını asimile etmek gibi bir amacı olmadığı halde günümüzde pek çok ülkede onlarca Türkçe sözcük konuşuluyor. Tanıştığım bir Yunanlı ülkesinde bine yakın Türkçe sözcük konuşulduğunu söyledi.

Bize düşen dilimizi yeni nesillere sade bir dille aktarmak, dilimize sahip çıkmaktır. Olanaklar el verdiğince Türkçe sözcükler kullanmaya, konuşmaya, çocuklarımıza, işyerlerine Türkçe ad koymaya özen göstermeliyiz.
AYŞE ÖZ

 

470 thoughts on “Ayşe Öz / Konuşuyoruz

Bir Cevap Yazın