16 NİSAN REFERANDUMU:TÜRK MİLLETİNİN KADER ANI.

kose-yazisi-umit-bicer2Günlerdir yazılıp söylenmedik şey kalmadı bu konuda. Çok az kaldı, göreceğiz bakalım bir kıymeti harbiyesi olmuş mu onca dil dökmenin, çene yormanın. Yoksa vatandaş ,hep yaptığı gibi, parti gözlüğü ile mi gidecek oy vermeye? İktidardan nemalanmayı önceleri zorunluluktan, sonra da alışkanlıktan yaşam biçimi haline getiren vatandaşlar, bu kez olsun, Parlamenter sistemin devamı yolunda oy kullanma basiretini göstere
bilecekler mi? Yoksa, ‘Ben nasıl olsa iktidardan yanayım , bana bir şey olmaz’ diyerek ‘tek adam’ı mı seçecek, göreceğiz.
Ama lütfen şu basit kıyaslarımızı da kıssa kabul edip hisse çıkarsınlar deriz.
* Daha 2-3 yıl öncesine kadar kolkola yürüdükleri ve beraber ıslandıkları ,ne istedilerse verdikleri din tüccarı Feto ve taifesi ile şimdi kanlı bıçaklı olduklarına göre ,yarın bir gün sen de kapının önüne konulabilirsin. Bugün O partinin bir çok kurucu üyesi , ileri geleni, ağır topu, kanaat önderi vb. söz sahipleri ya partiden ihraç edilmiş yada etkisiz durumda. Abdullah Gül’ün bile adını duymuyoruz şu günlerde, ki taa gençlik yıllarından beri aynı davanın adamıdır kendisi ve de devletin en üst makamlarında çok uzun yıllar bulunmuştur.. Demem o ki, sen de parti içindeki şu andaki pozisyonuna hiç güvenme sevgili AKP li kardeşim. Tayyip Erdoğan için hiç kimse vazgeçilmez değildir.
* Tek adama dayanan yönetimi şöyle daha basite indirgeyelim: Diyelim ki, hepsi de evli, 3-4 kardeşsiniz. Herkesin işi gücü, geliri var, ikişer- üçer de çocuklarınız var. Babanız bir gün diyor ki; “Bundan sonra herkes kazandığını bana getirecek, kimin ne kadar harcayacağına, nereye gideceğine, ne satın alacağına, ne yiyeceğine ,ne giyeceğine, televizyonda ne seyredeceğine ,ben karar vereceğim. Çocuklarınızı benim dediğim gibi yetiştireceksiniz,benim uygun gördüğüm şeyler üzerinde tartışma , fikir beyen etme hesap sorma gibi şeyler istemiyorum”.
Öz babanız,öz kardeşlerinizle bile böyle bir ortamda ,mutlu bir yaşam sürdürebilir misiniz? Bir de bunu 80 milyonluk nüfus üzerinden düşünürsek, hır-gürün çok daha artacağı ve birkaç yıl içinde de patlama noktasına gelineceği çok açıktır.
*Türkiye, tek kişinin aklı ile yönetilemeyecek kadar büyüktür. Hem sonra sayın Cumhurbaşkanı çok sık yanıltıldığını, aldatıldığını söylüyor, yalan söyleyecek değil ya! Yarın bir gün yine birileri kendisini aldatıp ülkeyi başka bir mecraya sokarsa..Gerçi şimdiye kadar burnumuzun girmediği mecra kalmadı da.
*Ayrıca, madem tek adam yönetecek, 600 milletvekiline ne gerek var. Dünyanın maaşını alıyorlar, ayrıca devletçe karşılanan harcamaları akla ziyan. Dört sene çalışıp ömür boyu emeklilik, hem de en üst baremden.(Başka ülkelerde milletvekilleri asgari ücretten emekli oluyorlar, bazı ülkelerde emeklilik hakları da yok) Yani dünyaya demokrasi ile idare ediliyormuşuz görüntüsü vermek için bir saray dolusu adama gerek yok. Zaten kimse de yutmaz ve en kısa zamanda ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel bir kuşatma ve dayatma ile karşı karşıya kalırız.
Öyle “Misliyle cevap veririz” gibi efelenmeleri de iplemez elin oğlu. Nitekim bildiklerini okuyorlar.
*Bir çoğumuzun yanıldığı nokta da bu referandumu, milletvekili seçimleri gibi algılamamız.
Neyse ki bazı partiler, liderlerinin dayatması ile değil de tabanlarının sağ duyusu ile hareket etmekte .Bu umut verici bir durumdur. Sonuçta, ‘Evet’ de çıksa ‘Hayır’ da çıksa Cumhurbaşkanı 2019 a kadar işbaşında. Keza TBMM de görevine devam ediyor ve mevcut yasalar da hala yürürlükte olacak.(mı acaba? İnşallah parentezinde, evet!)
* Evetçi söylemlerde bir de şöyle garabet var: Mevcut düzen ile ilgili bir yığın olumsuzluktan söz ediliyor Cumhuriyetin 93 yıllık ömrünü karalamaya çalışırken son 15 yılının kesintisiz kendilerinin eseri olduğunu görmezden geliyorlar.
* Bir de fırsatçı takım var: Atatürk’e hakaret edip parti içinde prim yapmaya çalışanlar. İnanıyorlar ki ettikleri galiz küfürler, sonraki seçimlerde yada bürokrasi hayatlarında, kendilerine bir makam ve mevki olarak geri dönecek. Ama medya dünyası tabi ki o yapılan hakaretleri bir taraftan kaydediyor. Örneğin, şu günlerde Adalet Bakanı Bozdağ’ın geçmişte Fethullah elebaşısını göklere çıkaran nutuklarını biz bile, onun adına utanarak, izliyoruz internette. Kimbilir kendisi ne kadar utanıyordur!!.
* Hayırcı tarafa gelince, CHP Parti çalışmalarını, yine tabanının ferasetine güvenmeyen merkeziyetçi bir anlayışla, sadece parlamenterleri yurt sathına yayarak, taşra örgütü yöneticilerinin kılavuzluğunda, her birine, her gün üçer –beşer toplantılar yaptırtarak yürütüyor. Tabanın görevi hatibi alkışlamaktan öte gitmiyor. Böylece muazzam bir enerji heba olup gidiyor.
Oysa örgüt tabanına ,yani kayıtlı üyelere ve üye olmasa bile, kayıtsız şartsız Atatürk Cumhuriyetinden yana olan eğitimli, bilinçli insanlara da (ki sayıları onbinlerle ifade edilir sanırım) görev verebilecek bir örgütlenme biçimi benimsenmiş olsaydı bu kadar çok yenilgi üst üste gelmezdi. Sonuç umarız hayırlı olur.

Bir Cevap Yazın