AŞAĞIDAN YUKARIDAN , YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR !

İktidara geldiğinde kafalardaki gündemin 1. maddesi Anayasa değişikliği idi AKP iktidarının. Bir çok kez ucundan kıyısından değişiklik yapılmış ama bir türlü şöyle gönüllerince bir Anayasa hazırlayamamışlardı. Ama yılmadılar; engel olan ne varsa, yeri ve zamanı geldiğinde ya ortadan kaldırıldı ya da etkisi azaltıldı.
Nice başbakanlar feda edildi, nice eski yol arkadaşları ile ayrı düşüldü bu süreçte ama sonunda , gibi koca bir ülkenin kararlarını tek kişinin aklına bırakan, yasama ,yürütme ve yargı yetki ve sorumluluklarını tek kişide toplayan , antidemokratik bir yasa hazırlandı ve referandum süreci başladı.
Her ne kadar bu kez de ilk dört maddeyi değiştirmeyi beceremedilerse de, ‘referandum sonrası onu da bir şekilde hallederiz’ tesellisi ile şimdilik rafa kaldırıldı. Artık T.B.M. Meclisi; asgari ücretin neredeyse 20 katı maaş alan , bol kepçe olanakları olan, dört yıllık hizmetinin karşılığında ömür boyu en yüksek dereceden emeklilik maaşı alan, ama asıl görevi olan yasama yetkisi elinden alınmış, 600 kişiden oluşan siyasal bir görüntü, mali açıdan da bir karadelikten ibaret.
Yukarıdaki birkaç satırda Anayasa’mızın geçirdiği evrimi özetlemeye çalıştık. Ama asıl ilginç olanı, bu partinin ya da fikriyatın değişmez lideri olan Recep Tayyip Erdoğan’ın serüvenidir.
Her ne kadar bazı gri alanlar olduğu söylense de hepimiz ucundan kıyısından biliriz O’ nun hayat hikayesini .
1994 de başlayan İstanbul Belediye Başkanlığı görevinden bu yana tüm hayatı kamunun gözü önünde geçti .
Siyasete atıldığı yıllarda maddi sıkıntılar içinde olduğunu, hayatını kazanmak için yaptığı işleri ve sonraki yıllarda kendisinin ve aile fertlerinin ekonomik durumunun nasıl astronomik boyutlara ulaştığı çok yazıldı , çizildi.
Ama biz burada kimsenin özeline girmek derdinde filan değiliz. Sadece ülkemizin bugünlere gelmesinde çok önemli rol oynayan bir ‘siyasi’ nin bu performasındaki sırları kendi çapımızda analiz ederek,Atatürk Türkiyesi’nin neden ve nasıl evrim geçirerek bu günlere gelmek zorunda kaldığını özetleyerek daha anlaşılır kılmaya çalışıyoruz durumu.
Herşeyin başının ‘para’ olduğunu, taa yırtık pabuçla gezdiği gençlik yıllarından bilen biriydi Tayyip Erdoğan.
O yüzden önce sermayenin ele geçirilmesi gerekiyordu. Her ne kadar Cumhuriyet ilanından sonraki on yıllar boyunca , tabanda , esnaf düzeyinde ekonomik bir örgütlenme var idiyse de siyaseti kontrol altında tutan asıl güç ‘Büyük Sermaye’ idi. Ona karşı durabilmek için de örgütlü mücadele gerekiyordu. Yasaların sağından solundan menderesler çizerek, Menderes zamanında başlayan, Erbakan zamanında büyümeye devam eden tabandaki örgütlenmeyi güçlü ve agresif bir siyasi parti haline getirdi.
2002 de tek başına iktidara geldiklerinde, asıl ajandalarını gerçekleştirmeye siyasi ve bürokratik ortam henüz elvermiyordu. Zira devletin en başında Ahmet Necdet Sezer vardı hala ve bir çok karar onaylanmayabiliyordu. 2007 de son bürokratik engel de kalktı ortadan. Ülke genelinde sermaye zaten el değiştirmişti. Gerçi bu değişimde kimi bir torba erzak, biraz kömür ile yetinmek zorunda kalırken, kimi odalar dolusu dolar götürdü. Yani pek adil olmadı bu dağılım ama gerekçesi hazırdı: ‘Allah dilediğine verir, dilediğine vermezdi’.
Kimi eski yol arkadaşları ile de ayrı düşüldü ama Tayyip Erdoğan ‘ın yerine bir başkası hiç düşünülmedi. En eski siyasal ortağı, hocası, kumpas ustası Fethullah Gülen dahi bu camiada onun önüne geçemedi. ‘Ya devlet başa, ya kuzgun leşe’ diye girişilen FETÖ kalkışması bile, askerin, yargının, iş çevrelerinin ve bürokrasinin içindeki onca örgütlenmesine rağmen başarılı olamadı. Öyle görünüyor ki ömrünün sonuna kadar da Tayyip Erdoğan o fikriyatın önderi olarak kalacak.
Peki, Türkiye ne olacak? Referandum’dan ‘evet’ çıkarsa neler değişecek ,ülke nereye evrilecek? Hayır çıkarsa mevcut iktidar bir süre daha başta kalacak ama muktedir olma noktasında eskisi gibi başarılı olabilecek mi ?yYoksa önlenemez bir düşüşün ilk sendelemesini mi yaşayacak?
Evet ,işte o noktaya ,yıllardır süregelen bir mücadelenin sonuna ,kısacası yolun sonuna geldik. Şurada iki aydan az bir süre kalmışken, ne ilginçtir ki, böyle yaşamsal bir karar arifesinde, hala yazı mı tura mı, kimse emin değil. Bu seçimi, milletvekili seçimleri ile karıştıranlar tabii yine kendi partilerine oy verecekler. Oysa bu kez Cumhuriyet rejimimizi oyluyoruz.
Sandığa bu bilinçle gitmek gerek ama ülkenin kaderini asıl belirleyecek olan sandığa gitmeyenlerin oyları.
Umarız, bu kez olsun durumun hassasiyetini anlar sandığa giderler de ‘Hayır’lara vesile olurlar.
Editör

Bir Cevap Yazın