REFERANDUM

kose-yazisi-ali-sami-arliDemokrasilerde evrensel hukuk kuralları geçerli olup, egemenliği elinde bulunduran uluslar bu egemenlik haklarını, Anayasalarında açıkça belirlenen kurallar doğrultusunda yetkili organlar eliyle kullanır.
Bu amaçla, yasaları yapacak olan parlamentoları oluşturmak amacıyla, vekillerini, yani halkın temsilcilerini seçim yoluyla belirlerler. Parlamento yasama yetkisini kullanarak yasaları yapar. Ancak bu yetki kesin ve mutlak olmayıp, Anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesince denetlenir.
Yasaları uygulayacak olan da yürütme organıdır. Yani başbakan ve bakanlar kurulu … Onları da denetleyecek olan bir mekanizma mevcuttur. O da Danıştay dır.
Halen yürürlükte olan Anayasamızda (175. Md ) Referandum tanımı yapılmış ve koşulları belirlenmiştir.
Hukuk Devleti olma niteliğini benimsemiş olan çağdaş ileri medeni ülkelerde “Evrensel Hukuk Kuralları” ile belirlenmiş, değişmez ve tartışılamaz konularda asla Referanduma başvurulmaz. Örneğin “Temel hak ve özgürlükler” “Yargı Bağımsızlığı” “Eğitim, öğretim, sağlık ve yaşam hakkı” gibi konular…
Söz gelimi, “Yargı Bağımsızlığı kaldırılsınmı ? “ konulu bir halkoylamasının “Sütün rengi beyazmıdır siyahmıdır” ikilisinden hiçbir farkı yoktur.
Diğer yandan, Kanun koyucu olan Parlamento kendi yapacağı işi halkına bırakmamalıdır. Bu bazen çok tehlikeli bir yoldur. Yasalar denetime tabidir, fakat referandumdan çıkacak netice ise bağlayıcıdır. Düşünün ki, çağdaş medeni yasaların karşısına Referandumla şer’i kurallar konulsa… Ne kadar tehlikeli olmazmıydı…
Bir süredir ve özellikle 15 Temmuz sonrası İdam Cezası tartışılıyor ve halk oyuna sunulması gündeme getirildi. Niçin..? Darbecileri Cezalandırmak amaçlı ise tamamen yanlış. Zira, yasalar geçmişe şamil değildir. Bu husus evrensel hukuk kuralıdır. Yok, eğer amaç bundan sonra darbeler olmasın ise, bu da hukuk dışı bir düşüncedir. Zira, siyaset çözüm üretme sanatı ise ve ceza evrensel ölçülerde kişisel ve suçluyu topluma yeniden kazandırma amaçlı ise, darbeleri önleyici tedbirleri almak en doğru yöntemdir. Daha açık ifade edersek, “Sivrisineği öldürmek yerine, bataklığı kurutmak” daha akılcı değilmidir.

İdam, bir ceza değil, cinayettir. Telafisi yoktur. Yargı mercileri ya da yargılamanın unsurları hata yapabilir. Bu hata bir yerde düzeltilebilir. Fakat infazdan sonra ölüm cezası giderilebilir mi?
Geçmişimize bakalım, bütün ölüm cezaları yüreğimizi burkmuyor mu?

Kaldı ki, bu konu Ceza Yasası ile alakalıdır. Asla halkoyuna sunulmamalıdır. Böyle olduğu takdirde toplum ayrışır, çıkacak sonuç da telafi edilemez.
Bu yazımızın sonunu bağlamak için 16 Nisan akşamını, yani Referandum dan çıkacak neticeyi bekledim. Görüyoruz ki, toplumsal uzlaşmanın ürünü olmayan bir anayasa değişikliği paketi çok az bir farkla Türk seçmeninden onay almıştır. Anayasa değişikliğinin seçmene yeterince anlatılamadığı tartışmasızdır. Oylamanın şekil ve içeriği ile YSK’ nın mühürsüz zarf ve oy pusulaları konusunda almış olduğu karar uzun yıllar tartışılacaktır. Siyasiler ve hukukçular sonuçları nasıl yorumlarsa yorumlasın, şu parti eridi bu parti oyunu artırdı gibi değerlendirmeler de bir yana, gerçek olan şu ki, 94 yıllık Türk Demokrasisi ve parlamenter sistemi ortadan kaldırılarak, bir tek kişinin otoritesi ülke yönetimine hakim olacaktır.
Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, seçmenin yarısı benimsememiş olsa dahi, Referandumun sonucu bağlayıcı nitelik taşımakta ve gelecekte yapılacak seçim veya seçimlerde demokrasiye ve parlamenter sisteme inanmış bir parti iktidar olsa dahi, bu Anayasanın değiştirilmesi ya da yeni bir Anayasa yürürlüğe sokulması çok zor görülmektedir.
Son söz şu;
Geldiğimiz bu noktada başta Ülkemiz olmak üzere, iktidar partisini ve Sayın Cumhurbaşkanını çok zor günler beklemektedir.
Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın