SORU SORMA SANATI.

Başlıksız-1Bugün, yaşadığımız son 15-37 yıl için önemli bir “birinci geleneksel” yıl dönümü. Tam da 1 yıl önce, bugün haysiyeti olmayan insanlar sebebi ile bir çok vatandaşımız her faninin tadacağını yaşadı. Şimdi bazı sorularımız olmalı, “neden oldu ?” sorusu değil “nasıl oldu sorusu” bizim için, en azından benim için çok çok önemli. Anlatmaya çalışacağım.

Önce biraz tarih çalışalım, lise kitaplarında var mıydı emin değilim. Ancak, 1. Mehmet İstanbul’u Askeri bir operasyonla Osmanlı Devletine bağlı kıldığında henüz 21 yaşında idi. Ve Molla Akşemsettin gibi zamanın bilgelerine şu soruyu soracak kadar bilgili ve öz-güvenli idi: “İbn-i Rüşt mü Imam-ı gazali mi daha büyük ?”. Bugün bu soruyu soracak kaç 21 yaşında “çocuk” yetiştirebildik. Zira, Hasan Ali Yücel Bey’in zamanından beri Milli Eğitim Politikalarımız hep, “Çocuğum sus” üzerine kurulu. “Hocalarımıza” soru sormayı ve sorgulamayı çocuklarımıza öğretemedik, bu da ayıbımız olsa gerek.

Tekrar düşünelim, bir genç adam var. 4-5 dil biliyor ve hocasına yukarıdaki soruyu soracak kadar “ilim-felsefe erbabı”. Peki, bu soru neden ve nasıl önemli tarih açısından ? Kimsenin umurunda olmasa dahi yazar için çok önemli. Zira, 15 Temmuz’da şehit olanların kanına girenler işte bu soruları soramayacak kadar öz-güvensiz, kişiliksiz ve cani insanlar. İnsan dediğime bakmayın insan görünümlü mahlukat

Imam-ı Gazal-i, büyük İslam alimi diye geçer adı. Hakkını yemeyelim, 3 farklı döneminde kendileri arasında tutarsız olsa dahi farklı düşünceleri kayıt altına almıştır. Son dönemi en baskın olduğundan ve Fatih Sultan Mehmet tarafından ciddiye alınacak kadar “bir soruya” konu olduğu için adını anıyorum. Hızlı bir “Google translate”, Gazal-i’yi “, “Gazel okuyan imam” olarak çevirebilir. Ki; bence öyledir. Son döneminde, “Bekara gazel okumak kolaydır” felsefesi ile “Aklı, Fenni” red ederek bulunduğumuz kültüre en büyük ihaneti yaşatmıştır. Tavsiye ederim, “Kimya-yı Saadet” kitabını okuyunuz. Kadınlara yüklediği, Türklere bindirdiği hakaretleri lütfen okuyunuz. Beri yandan, İbn-i Rüşt (Arapça’dan kısmi çevirme ile) “Aydınlatanın oğlu”, şu soruyu sorarak bugünün Batı Bilim-Sanat-Felsefe ve hukukunu kurmuştur. Kant, Hegel, Göthe gibi Alaman feylosoflarına öncülük etmekle berber bugün içinde yaşadığımız toplumu anlama çabasına da ışık tutmuştur.

Şimdi, bazılarınız sıkılmıştır. “1300 küsur” yıl öncesi düşünürleri ile bugün arasındaki ilişki nedir kuramadık, diye. Çok kısaca anladığımı anlatayım: 15 Temmuz salak darbe girişimi soru sorma becerisini göstermeyen EGO (nefs) sahibi insanların katilliğinin gün yüzüne çıkmasından ibarettir. Zira, bu andavallı gerzekler muktedir olma hasleti ve hasreti ile başka safları kandırarak “Evren imamı” safsatasıyla ilimin-bilimin gerçeklerine karşın bir darbe geliştirmeye çalışmaktadırlar.

Bu yolda yandaş olanlar da, gelecekte (ahirette) hesap görecekler, buna şüphe yok. Pek iyi, kimsenin hesabını ödeyecek değiliz. Bu, yapanların sorunu.

Gelelim tekrar bugüne, “Imam-ı Gazal-i ve İbn-i Rüşt” konusuna. Benim bildiğim kadarı ile, bu geo-grafyada (Yer haritalaması) “Hayatta en gerçek Mürşit (İrşat eden, yol gösteren) İlimdir, Fendir” diyebilen TEK adam vardır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bazıları atası belli olmadığından soyadını kullanamaz ama bu onların sorunu.

Bizim kültürümüzde Imam-ı Gazal-i ile İbn-i Rüşt arasındaki tartışma, 17-18. YY’larda Evropa’da yeniden gündeme gelmiştir. Sırf soru sorasınız diye iki ismi yazmak isterim, G. Galileo ile G. Bruno. G. Galileo, çok tanınmış ve tüm Dünya bilimine bir katkıda bulunmuş gibi sunulsa da G. Bruno temel olan kuramı (hayatı pahasına) insanlığa sunmuştur.

Kısacası, bizim gibi 3. Dünya vatandaşları, I. Gazal-i ile I. Rüşt-ü karşılaştırmayı ezber üzerinden çalışırken, G. Galileo ile G. Bruno uzayın derinliklerini düşündüler. Zira, soru sorma sanatında ilerlediler.

Soru sorma sanatında ve aptalca cevaplara göğüs germe becerisinde ilerleyecek miyiz onu merak ediyorum. İnsan aklı, kanımca her şeyden üstündür. Akıl ise soru sorma sanatı ile büyütülür. Şimdi, soru soramayan, akıl yürütemeyen, eleştirel yaklaşamayan “çocuklar” ile hiç bir yere varamayacağımızı düşünerek, bir daha 15 Temmuz’ları yaşamamak için Cem-i cümlenizden en azından bugünün yüzü suyu hürmetine çocuklarımızın soru sorma sanatında ilerlemesi için elinizden geleni yapınız.
G. Bruno’nun hayatını okuyup, anlatınız.

Bir Cevap Yazın