1938 SONRASINDA CUMHURİYETİN ÖZGÜN DEV PROJESİ: KÖY ENSTİTÜLERİ

ESMECumhuriyetin özgün ve dev projesi olan Köy Enstitüleri, bir ulusun kalkınması için atılmış en büyük adımdır. Köy Enstitülerinin ilki 1 Ekim 1937’de Eskişehir Çifteler’de, ikincisi de 30 Ekim 1937 günü İzmir Kızılçullu’da açılmıştır ancak o tarihlerde henüz yasa çıkmadığı için “Köy Eğitmen Okulu” adı kullanılmakCumhuriyetin özgün ve dev projesi olan Köy Enstitüleri, bir ulusun kalkınması için atılmış en büyük adımdır. Köy Enstitülerinin ilki 1 Ekim 1937’de Eskişehir Çifteler’de, ikincisi de 30 Ekim 1937 günü İzmir Kızılçullu’da açılmıştır ancak o tarihlerde henüz yasa çıkmadığı için “Köy Eğitmen Okulu” adı kullanılmaktaydı.  Bu sorunu çözmek için de 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 saylı Köy Enstitüleri Yasası kabul edilmiştir. 10 Kasım 1938’de Atatürk’ün ölümüyle,  Köy Enstitüleri en önemli desteğini de yitirmiştir.  1947’de Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer idi ve 1948 yılında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı.  İbrahim Hakkı Tonguç görevden alınarak eğitmen kurslarına son verildi. 1950 ve sonrasında neler oldu? 1950 seçimlerinin ardından önce sağlık bölümleri kapatıldı ve 1951’de Köy Enstitülerinin programı klasik ilköğretmen okullarının programıyla birleştirildi. 1954’te çıkarılan 6234 sayılı yasayla Köy Enstitüleri tümüyle kapatıldı. Köy Enstitülerinden mezun öğretmenlerin anıları ve görüşlerini incelemek isteyenler, Türk Eğitim Tarihinin efsane öğretmenlerinden Sıdıka Avar’ın Dağ Çiçeklerim adlı kitabını okuyabilirler. 1950’li yıllardan sonra yurt dışına yerleşmiş, orada eğitim almış ve halen orada yaşayan akrabalarımla konuştuğumda, bu toprakları ne kadar özlediklerini açık bir şekilde ifade ediyorlar. Aralarında akademisyen de var, ticaret ile uğraşan da. Her ne kadar önce edebiyat yarışması kanalıyla, sonra da eğitim amacıyla yurtdışında bulunmuş olsam da, ben bu topraklardan temelli gitmeyi, şahsım adına gerçekçi bir çözüm olarak görmüyorum. Akademik ortamlarda maalesef haksızlıklarla, üzücü gerçeklerle karşı karşıya kalıyor, Avrupa’daki imkânlarla ülkemizdeki güncel olayları karşılaştırdığımızda, mecburi beyin göçünün önüne geçemiyoruz. Oysaki ulusal egemenliğin savunulması ve korunması, öncelikle özgür zihinlerin korunmasıyla olur. Günümüzde ise artık eğitim kurumları olarak İmam Hatip liseleri, Özel Okullar ve Butik Kolejler yer almaktadır.  ***Pisa Üniversitesi Eğitim fakültesinde pedagoji dersinde Atatürk’ün eğitim sistemi ve Montessori eğitim sistemi konusunda sunum yaptığım sırada Pisa Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Maria Antonella Galanti’nin Atatürk hakkında söyledikleri, hala zihnimde. Ülkemizde “Montessori eğitimi” bazı anaokullarında uygulanmakta olan özgürlükçü bir eğitim sistemidir. Maria Montessori, İtalya’nın ilk kadın tıp doktorudur. Profesör Montessori ile ilgili kısmı geçerek, Atatürk’ün eğitim sistemiyle ilgili olan kısmı dinlemeyi tercih etti. Çünkü Atatürk, Montessori’nin ülkesini terk etmek zorunda kaldığı 1934 yılında kadına seçme ve seçilme hakkını vermiştir. Sunumun sonunda, İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda bulunduğu-nu ve Atamıza hayranlığı ifade ederek “Siz, muhteşem bir dünya liderinin öngörüsü sayesinde yeniden doğdunuz, ışığınızı kaybet-meyin,” dedi. Akademik ortamda kadrolarla ilgili korkunç gerçeklerle boğuşmak yerine, ulusal egemenliğin ışığını özgür beyinlere özgürce aktarabilmemiz gerek. Her çalışmada da, sadece ülkemde değil, yurtdışında da Atatürk’ün manevi mirası sayesinde başarıya ulaşan bir Türk genci olduğum için gurur duyuyorum.

Bir Cevap Yazın