BİR SEZON DAHA BÖYLE GEÇTİ.

Geçimini yaz turizmine bağlamış küçük yerleşim yerlerindeki özellikle küçük işletmelerin ortak kaderidir, Bugünlerde yani Ekim dedi mi sezon kapanır . Hafta sonlarındaki kısmi hareketliliğin hatırına birden fazla elemanı teke düşürüp kışı geçirmeye çalışsan da nafile. Dükkan açıkça zarar yazmaya başlamıştır. İşin şakası yoktur. Daha Sezon başında yaptığın masrafları çıkaramadan , sezon sonuna ötelediğin toptancı borçları eklenmiştir.
Kısacası, sezon başında evde yapılan hesaplar çarşıya uymamıştır. Artık, kış boyunca yazın gelmesini beklemekten başka çare yoktur. Eğer durum beklenenden kötüyse kış sezonunda il merkezinde ya da büyük ilçelerde maaşlı iş aranır. Daha da kötü geçmişse yeni kira dönemi başında esnaf çaresiz devreder dükkanını. Tabii ki istediği miktarlarda ve şartlarda değil. Eline geçene şükredip, gerisini sineye çeker.
Devretmeden kışın sonuna erebilenler ,yeni sezon için hazırlıklara başlar. Hedefler yeni sezona göre revize edilir, hayaller yeniden temize çekilir. Oysa filmin sonu üç aşağı , beş yukarı bellidir.
Nisan sonlarında başlayan hareketlenme, Haziran başlarında havaların ısınmasıyla bayağı ümitlendirici bir duruma dönüşür. Ama o sezon bir türlü arzu edildiği gibi açılmaz. Okulların kapanmasına umut bağlanır. Kapanır nihayet ama bu kez de her hafta sonu bir sınav konduğu için sezonun açılamadığı tezi dolaşır dillerde.
Sonunda Temmuz ardından Ağustos gelir. Bu aylar en vasat esnafın bile iş yapabildiği bir dönemdir.
Konaklama tesisleri, yeme içmeciler, tedarikçiler, perakendeci ve toptancılar bu iki ayda kazandıklarına göre değerlendirirler yıllık kazançlarını. Eylülde de iş yapılır tabii ( ama Bayrama denk gelmişse !!)
Ve yine gelir sezon sonu. Okulların açılmasıyla tenhalaşan sokaklar ekim başından itibaren ıssızlaşmaya başlar.
Film başa sarmıştır anlayacağınız.
Peki ,akın akın gelen insanlar ne yer ,ne içerler, nerede kalırlar? Her hafta 150 bin kişinin giriş yaptığı bir beldede esnafın en az orta seviyede kazanabilmesi gerekmez mi? Niye plajda millet omuz omuza iken kıyıdaki cafeler ve restaurantlar neredeyse boştur? Küçük marketler güç bela ayakta durmaya çalışırken niye büyük marketler arı kovanı gibi çalışmaktadır.? Niye 10-15 odalık pansiyonunu bile dolduramadığı halde ,bir çok kişi ağaç diplerine arabasını çekip, içinde yada yanında uyumaya çalışmaktadır vatanda. Bu ve benzeri soruların cevabını biz verecek değiliz. Herkes yorumunu kendisi yapsın. Mantıklı düşünüldüğünde zaten ortak bazı noktalara ulaşılacak ve hep beraber hareket etme olanağı ortaya çıkacaktır.Ancak şu acı gerçeğe değinmeden geçemeyeceğim: Hepimizin koşulsuz ve koşa koşa gidip alışveriş ettiğimiz o zincir marketler -birçok yerde olduğu gibi- beldemizdeki oluşan katma değeri , ‘Büyük mükellefler’ adı altında İstanbul, Ankara gibi yerlere taşımaktalar. Yarı pişmiş ,tam pişmiş yemeklere ,mezelere, unlu mamullere, meyve sebzeye kadar her bişeyi satan ama bunları yöremizin dışındaki merkezlerden temin eden bu sektör, yöremizin üreticisini, esnafını, ustasını, çalışanını devre dışı bırakıp onların ve ailelerinin ekmeğine mani olmaktadır. Büyük marketler yasasına göre bu tür marketlerin şehir merkezlerinin 5 km dışına taşınması gerekmektedir. O zaman görülecektir ki beldede yaşayanlar çok daha fazla kazanabilecek ve her sezon bunalıma düşmeyecektir.
Duyulacağından ya da uygulanacağından pek umudumuz olmasa da bir başka önerimizi yineleyelim: Yerel yönetim, bu zincir marketlere rakip olabilecek büyüklükte bir marketi Akyaka’da açarak(mevcut marketleri de belki şubelik teklifi götürerek) Gökova Havzasındaki üreticilerin ürettiklerini doğrudan burada pazarlayabilir. Hatta ,bölgedeki yeme- içme sektöründeki iş gücünü de istihdam edilerek halka daha ucuz yeme – içme merkezi bile sağlanabilir. Hem Belediye gelirlerinde muazzam bir artış olur hem de sezon süresi çok daha uzun bir zamana yayılır.
Konaklama sektöründe de yapılabilecek şeyler elbette var ama bu konular birkaç satırda açıklanabilecek , çözüme kavuşacak konular değil elbette. Kaldı ki bendeniz, bu konuların uzmanı filan değilim, sadece başka yerlerde gördüğümüz örneklerden yola çıkarak naçiz düşüncelerimi, ham fikirlerimi dillendirmeye çalıştım.
Çözüm aramayı istemek bile bir aşamadır diye düşünüyorumderim.
Saygılarımla..
Editör

Bir Cevap Yazın