CAMPANELLA’NIN ‘GÜNEŞ ÜLKESİ’ VE MACCHIAVELLI’NİN HÜKÜMDAR’I.

ESMEDeğerli Akyaka postası gazetesi okurları; Hıdrellez vakitlerinde yağmur sesinin eşliğinde yazmaya başladığım sayfada merhaba derken, baharın herkese sağlık, barış, huzur ve sonsuz bilgelik getirmesini diliyorum.Geçtiğimiz sayıda kitap fuarı ve yazarlarla yapılan söyleşilerden bahsetmiştik. Bu sayıda, röportajlar köşemize sığmayacak kadar uzun olduğundan, diğer sayılarda yayınlama gereği duyduk. Zira 24 haziran gündemine baktığımızda, yüzyıllar öncesinde yazılmış iki eserin, halen güncelliğini koruduğunu düşünüyorum: Her ikisini de, farklı yayınevlerinden, farklı çevirmenlerden okumak mümkündür. Bu yazıda faydalanılan kaynaklar Tommaso Campanella’nın “Güneş Ülkesi (Civitas Solis)” ve Macchiavelli’nin “Hükümdar (Il Principe)” adlı eserler. Bu iki esere ilişkin birçok eleştiri makalesi, akademik çalışma vardır ve sayfalarca yorum yazılabilir. Ancak ben bu sayıda, bu iki yazarın o yıllardaki söylemiş olduğu sözlerden bazılarını, gündeme ilişkin olarak mümkün olduğunca az yorumla aktarmayı tercih ediyorum. Campanella 1568 – 1639, Macchiavelli ise 1469-1527 yılları arasında yaşamış. Bakalım üstatlar o yıllarda neler söylemiş:
Mutlu bir altın çağ olduysa eskiden
Niçin bir kez daha olmasın?
Her şey dönüp dolaşıp
Gelmiyor mu eski yerine?
Düşündüğüm, öğütlediğim gibi benim
Paylaşsaydı insanlar
Yararları, mutluluğu ve ahlakı
Cennet olurdu dünya…
Uyanık, temiz sevgiler gelirdi diyorum
Azgın, kör sevgiler yerine
Yalan dolan, bilgisizlik yerine
Gerçek bilgi gelirdi
Ve kardeşlik zorbalığın yerine.
Thomas More’un ütopyasından izler taşıyan Campanella’nın Güneş ülkesi adlı eserinde, kitabın kahramanı olan ve yeniyi arayışı simgeleyen Cenevizli Kaptan seyahatleri sırasında ekvatorun altındaki Taprobana adasına gelir. Eserde Büyük Usta (Ospitalario– Hospitalarius) ile Cenevizli (Cenovalı) Kaptan’ın konuşmaları yer almaktadır. Cenevizli Kaptan Güneş Ülkesi’ni anlatırken, Üst yönetimlerden bahsediyor. Baş yöneticileri Hoh (Sol) adında bir başrahip. Bir de üç yardımcısı var; Pon, Sin, Mor. Savaş ve barış ile ilgili konular bütün ve yetkiden sorumlu, Pon (Güç), her türden sosyal ve mekanik bilimlerden sorumlu olan Sin (Akıl – Bilgelik). Aile ise Sin’in yetki alanına bırakılmış. Yani ülkeyi yöneten kişiden sonra en yetkili kişilerin adı GÜÇ, AKIL ve SEVGİ… Campanella bu eseri, 1602 yılında İtalyanca, 1613 yılında da da Latince olarak kaleme almış. Bir de, en çok dikkatimi çeken konulardan birisi de, kurumlara cömertlik, cesaret, iffet, özveri, yargıç adaleti, yurttaş adaleti, vicdan, doğruluk, yardımseverlik, minnettarlık, neşe, çalışkanlık, soğukkanlılık gibi erdemlerin adının verilmesi. Güneş ülkesinde hapishane ve zindan bulunmaz ama asileri ve düşmanların konulduğu bir kuleleri vardır. Kaptan yine diyor ki: “Güneş Ülkelilere göre Tanrı gelecekteki bütün olayların genel nedenini göstermiştir ve ancak genel olan etkili ise özel neden de etkisini gösterebilir”.
“Hükümdar” adlı eserde ise Macchiavelli : “Türk topraklarını işgal etmenin zor ama ele geçirildiğini var saydığımızda yönetiminin kolay olduğunu, tersine Fransız topraklarını ele geçirmenin daha kolay, ele geçirildikten sonra yönetiminin daha zor olduğunu söyleyebiliriz. … Türk devletlerine saldıranların halkın hükümdarı ile yumruk gibi olduğunu ve işgal edeceği ülkede yaratacağı bir karışıklıktan çok kendi öz gücüne güvenmesi gerektiğini bilmesi zorunludur”, demiş 1513 yılında… Yazının bu kısmında, Eserden alıntılarımı, sadece bir akademisyen değil, aynı zamanda ve bir vatandaş olarak sunuyorum. Güncel olayları biraz da bu eserler eşliğinde sorgulamakta fayda var. Bu eserden son günlerde daha çok etkilendiğimi ifade ederek, Campanella ve Macchiavelli bugün yaşasalardı daha başka ne yazarlardı, nasıl bir ütopya gelişirdi?, diye bir soru şekilleniyor zihnimde. Zira eserlerde, burada sunulandan çok fazla, eleştiri ve yoruma açık konular var. Asıl yorumu, ileriki tarihlerde eserlerle ilgili eleştirel çalıştay önerisiyle HALK’a, Akyaka Postası okurlarına bırakıyorum. İşte bu düşündürücü eserden alıntılar:
* “Seçkinlerin desteğiyle hükümdarlığa gelen kişi halkın desteğiyle hükümdar olandan daha zor iktidarda kalır. Çünkü hükümdar olduğunda kendisi gibi güçlü görünen insanlarla bir arada bulunmak zorundadır ve istediği gibi ne buyruk yatırabilir ne de insanları evirip çevirebilir. … Halkın desteği ile hükümdar olan kişi onun dostluğunu korumak zorundadır..”
* “Hükümdar başarılı olmak ve Devleti ayakta tutmak için elinden geleni yapmalıdır. Başvurduğu yollar saygın ve övgüye değerdir, çünkü kalabalıklar görünüşe aldanır ve başarıya bakar, dünyada sıradan insanların üzerine çıkacak kimsede yoktur, dayanak noktalarını bulan çoğunluğun karşısında azınlığın söz hakkı olmaz.”
*Uyruğu tarafından sayılıp sevilen bir kişi olarak bilindiğinde içeride herhangi bir oyuna gelmez ve dış güçlerin saldırısına uğramaz .”
* “Dalkavukluktan kurtulmanın tek yolu, senin, gerçeği duymaktan rahatsız olmayacağını herkesin bilmesidir.”
* Alıntı Kay.: Necdet Adabağ’ın çevirisiyle “Hükümdar” olarak çevrilen eserden yapılmıştır.

Bir Cevap Yazın