‘KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ’!

Ülkelerin tarihine baktığımızda insan yaşamına benzediğini görüyoruz . Yani doğuyor, yaşıyor ve ölüyor ya da küçük devletçikler şeklinde yaşama devam ediyorlar.
Yaşam süreleri daha uzun, büyüme ve gelişme evresi daha farklı olsa da sonuçta, üç aşağı beş yukarı, aynı kaderi paylaşıyor ülkeler Son yüz elli yıllık sürede Osmanlı’dan başlarsak, Balkanlar, Rusya , Afrika, Orta Doğu, Uzak doğu, Latin Amerika ülkeleri vb bir çok yerde devletler yıkıldı, yeni devletler kuruldu. Son 30 yıllık süreçte Ortadoğu’ da yaşananlar da göz önünde . Bazı devletler batmakta , yenilerinin kuruluş hazırlıkları yapılmakta.
Neredeyse bir asırdır ayakta duran ülkemizin de bir badire atlatma olasılığı -dilimiz varmasa da – kaçınılmaz gibi görünüyor. Yıllardır sürdürülen etnik ve dinsel dayatmalarla yıpranan ve gücünü kaybeden milli birlik ve beraberlik ruhu , yönetimi ele geçirme noktasında işbirliği yapmış olan ayrılıkçı güçler karşısında güçsüz ve etkisiz kalmakta.
1.Dünya Savaşı sonrasında tarumar olan Anadolu toprakları üzerinde, çağımızın hala aşılamayan en büyük lideri durumunda olan Atatürk’ün dehası , kültürü ve yüksek becerisi sayesinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti son kırk yıla kadar gelişmesini sürdürdü. Sonraki süreç kökten dinci hareketin yeraltında çok ciddi ve gizlilik içinde örgütlendiği ve günü gelince devlet örgütünü sabote edebilecek militanlar yetiştirdiği bir süreç oldu.
Popüler adıyla FETÖ Davası ya da PDY örgütlenmesi, birlik ve bütünlüğünü korumak derdinde olan tüm dünya ülkeleri için bir örnek teşkil etmelidir. Şu anda ülkemizin içinde bulunduğu acıklı durum başka ülkelere ibret olmalıdır. Bir başka ülkede de, biri ya da bir grup vatandaş, din, ırk vb kutsal sayılan değerlerinden birini perde olarak kullanarak bir takım insanları çevresinde toplayabilir, ortaya çıkan insan potansiyelinden elde ettiği küçük çapta artı değerleri birleştirip , geliştirerek muazzam seviyelere yükseltebilir. Ve an gelir yönetime el koyma girişiminde bulunabilir.
O an ki; yönetimin bekçisi olması gereken güvenlik güçlerinin (asker ve polisin) yönetimin sigortası olan Adalet kurumlarının ve bürokrasinin kilit noktalarının ele geçirildiği andır.
O an ki ;eğitim- öğretim kurumlarının yönetimlerine o militan güçlerin yerleştirilerek, hak edenin değil, örgüt mensuplarının önemli makamlara getirildiği andır.
O an ki; tüm kuralların hiçe sayılarak , yasaların defalarca değiştirildiği ve ekonomik hayatın tüm getirilerinin kendi camialarına aktarıldığı andır.
O anki; tüm medyanın, STK ların, sendikaların satın alındığı, halkın inançlarının istismar edilerek iktidara mecbur ve muhtaç bırakıldığı andır. ‘Allah dilediğine dilediği kadar verir’ deyip, çalarak edindikleri serveti haklı göstermeye çalışan zihniyetin hüküm sürdüğü andır.
Her şeyin normale dönebileceği son fırsat olan 24 Haziran seçimleri ne yazık ki yine o zihniyetin devamına yol verdi. Peki ‘bundan sonra neler olabilir’ derseniz,yazımızın başında değindiğimiz gibi bölünme ve ayrışma yoluna artık girilmiştir.
Bu ayrışmanın ne şekilde ve tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini kimse tam olarak bilemez ama ülkemizden ilk kopacak parça, etnik ayrımcı kesim olabilir.
O güne kadar dökülmüş onca kanın üstüne çok daha fazla kan dökerek kendi devletlerini kurmayı deneyecekler, bu işten fayda uman ve halen / alenen kendilerine yardımcı olan haydut devletler sayesinde başaracaklardır da. İktidar kanadı ise seçimleri kazanmış olmanın sarhoşluğu ile daha da kural tanımaz bir yönetime geçecek ve Atatürk’çü avına çıkacaktır. Buna karşılık yıllardır Erdoğan yönetimine katlanmak zorunda kalan Atatürkçü kesim de sivil itaatsizlik hakkını kullanmayı deneyecektir. Türkiye Cumhuriyetinin Eyalet düzenine geçmesi belki 5-6 yılı bile bulmayacaktır.
Bugün tüm yurtta dilediği zaman dilediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olan ayrımcı kesim, bu kez sadece doğuda yaşama zorunluluğu ve toplumsal baskısı ile karşı karşıya kalacak ve mevcut durumun kendileri için ne büyük nimet olduğunu o zaman anlayacaktır. Öte yandan ‘Ver kurtul’ zihniyeti içinde doğu / güneydoğuyu gözden çıkarmak isteyen iktidar da bu işin sanıldığı kadar kolay olmadığını anlayacaktır. Yüz yıla yakın bir süredir birlikte yaşayarak kaynaşmış , yurdun her köşesinde iş kurmuş, geçimini sağlayan insanların birbirinden ayrışması hiç de kolay olmayacaktır.
Ancak, Doğu ya da Güney Doğu kökenli olup da batıda yaşamayı tercih eden bir vatandaş bir süre sonra yöre halkının tepkisi ile ‘kendi’ tarafına göçe zorlanabilir.
‘Kendi düşen ağlamaz’ sözü böyle durumlarda kullanılmak üzere üretilmiştir ama inşallah kullanmak nasip olmaz.
Editör

Bir Cevap Yazın